Kahrolsun Bagzı Migdeler




 Çocukları bilirsiniz. Kopyalamaya müsaittirler, daha doğrusu kopyalamaya bayılırlar ve bu kopyalamalar genellikle kötü yönde olur.  Bu benim için de geçerliydi. Okul denilen sosyal ortama girdiğim anda yanına oturduğum kız çocuğunun konuşmasını kopyalamış, bir hafta sonra evde onun gibi dolaşmaya başlamıştım. “İçmiyom, gitmiyom, yapmıyom, kesinliklen istemiyom” vs. –İtiraf etmek gerekirse parmak alışkanlığından doğru bir şekilde yazdığım kelimeleri düzeltmekten yorulmuş durumdayım-

Bir gün, nefret ettiğim çizgi çizme ödevimi yapmamak için küçük bir meydan muhaberesi çıkartmaya hazırlandığım sırada annem yanıma oturdu. Okuma yazmayı bildiğimden, o aptal çizgileri çizmekten nefret ettiğimi biliyordu. “Bir şey duydum” dedi, elimi tutup benimle birlikte yazı defterinin üstüne –hani bir sürü çizgileri olurdu- çizikler atmaya başladığı sırada “Benim kızım kaba bir şekilde konuşmaya başlamış ama ben hiç inanmadım buna” Bana baktı, aklımdan silinmeyen birkaç an vardır. Bu bakış onlardan biri. “Babana da söyledim, bizim kızımız kaba konuşmaz, değil mi?”
Kaba konuşmanın ne demek olduğunu bile tam olarak bilmememe rağmen başımı iki yana sallamıştım. Anne ve babam 6 yaşına kadar dil tembelliği yüzünden yarım yamalak konuşmuş çocuklarının konuşmasıyla uğraşmaya alışıklardı, benim düzgün bir diksiyona sahip olmam için de uzun süre uğraştılar. Ne zaman bir kelimeyi –yom’la bitirsem, hemen düzeltilir. Düzgün bir şekilde söylemek zorunda bırakılırdım. Aramızda kalsın annem kaşla yönlendirme konusunda ustadır.

Ortaokula geçtiğim sıralarda ıcq, msn vs gibi iletişim programlarının altın çağını yaşıyorduk ve onlarca yeni kısaltma türemişti. İlkokulda annemin ısrarıyla katıldığım kompozisyon yarışmasını kazandığımdan beri yazı yazdığımdan, yazı diline dikkat ediyor. Elimden geldiğince hatasız yazmaya çalışıyordum. -ki bunu hala yapıyorum- ICQ veya MSN’de karşılaştığım bu kısaltmalar beni şaşkınlığa uğratmış, bir süre ne dendiğini anlamama sebep olmuştu. –Öptm, kib byesss aeo’yu tam olarak iki gün düşünmüşlüğüm var. Parantez açıp, ortaokuldan arkadaşım olan E’ye selamlarımı ileteyim. Bugüne kadar bana hem kendime iyi bakmamı hem de Allah'a emanet olmamı aynı anda söyleyen bir insan daha olmadı. Parantezi kapatabiliriz. Hayatımın bir kısmı MSN ya da ICQ’da arkadaşlarımı uyarmakla geçti, zira selam yazmak yerine slm yazan insanlar bile sinirime dokunuyordu. – Aslında ne dediklerini anlamadığımdan sinir oluyordum (: -

Yıllar geçti ve ben büyük bir yanılgının peşinden sürüklenerek bu tür insanların azalarak bittiğine inandım. Çevremdeki insanlar yazarken ya da konuşurken düzgün ifadeler kullanıyor. Gün içinde her saniye kullandıkları dili yazamayacak kadar aptal olmadıklarını düşünmemi sağlıyorlardı. İsteyen, istediği yerden ve istediği açıdan kusura bakabilir ama ben konuştuğu dili düzgün bir şekilde yazamayan insanların akıllarının nereye kaçtığını düşünmeden edemiyorum.

Merhaba yazmak yerine, saçma sapan bir şekilde mrb yazmanın mantıklı olan bir tarafı var mı? Varsa bana da söyler misiniz? Parmak tembelliği midir bu yoksa 140 karaktere sığdırma çabası mı? Düşüncelerimizi 140 karaktere sığdırmaya bu kadar odaklanmış durumda mıyız gerçekten yoksa yazı dilinin öneminin farkına varamamak mı bu? “Hayatında çok fazla yazı yazmak zorunda kalmayan ve bir şeyler yazdığı tek yer telefonların sms bölümü olan insanların internet ortamında kısaltmalardan yararlanması son derece normal, sen sürekli yazdığın için yadırgıyorsun” diyor arkadaşlarımdan birkaçı.

Elbette haklı olabilirler ama şöyle de bir durum var. Benim sinirimi bozan kullanımları ilkokul bilgilerimizle bile düzeltebiliriz. Hatalıysam düzeltin lütfen ama Türkiye’deki tüm okullarda Dil ve Anlatım zorunlu bir ders değil mi? Yani kısaltma kullanan, yanlış yazan ya da müsait olan her bölgelerinden kelime uyduran, yabancı dillerden kelimelerle konuşmalarını süsleyen insanlar hayatlarının bir bölümünde Türkçe dersi aldılar. Kelimelerin doğru yazılışını biliyorlar; bu durumda ilkokul seviyesindeki bilgilere bile haiz olmamak nedir, anlayamıyorum ben.

Aslında kısaltma kullananlara yüklenmem acımasızca oldu, daha da kötüleri var çünkü. Direniş sırasında “Kahrolsun Bağzı Şeyler” sloganını asfalta yazıp hepimizin gözünde sempati kazanan arkadaşımıza benzeyen karakterler olduğunu düşünebiliyor musunuz? Miğde, çağre, tabe, salık –yazar burada sağlık yazmaya çalışıyordu, ğ’ye yumuşak bir düşüş yapmasını salık vermiş sanırım.- gibi kafalarından uydurdukları –Hayır, onlar için terbiyemi bozmayacağım- kelimeler kullanarak beni afallatabilen insanlara rastlıyorum sevgili okuyucu.

 Yıkılıyooo! –harfleri uzatanlardan da hoşlanmıyorum,evet.- yha kuzum yha!, -gönlü bol böyle yazanların, iki harf görünce üzülüp ekleme yapıyorlar- pufturu – bunu yorumlayamayacağım- yapıo, edio, gidio vs. yazanlara alışmıştım da insan bin yıllık midenin miğde olduğunu görünce çağresizlik içinde kalabiliyor. Bu konuyla alakalı olarak kahrolsun bağzı şeyler, kırılsın bağzı eller, büzüşsün bağzı ağızlar diyebiliriz ama demeyelim.

Üniversite bitirmiş, ellerinde ünlü yazarların kitaplarıyla gezinip, edebiyatı sevdiğini ya da aydın olduğunu iddia eden insanlardan bahsediyorum. Konuştuğu dili yazamayan ya da ana dilini doğru düzgün konuşamayan insanlardan bahsediyorum sayın okuyucu. Daha fazla ne söyleyebilirim ki haklarında? Konuyu argo kullanımına getirmek ve konuşma dillerinde kaba tabirler kullanmayı marifetten sayan insanlardan bahsetmek istiyorum ama açık konuşmak gerekirse gözümü korkutuyor bu fikir.
Bu heç ii olms çnkü.
        

  
 Oktay Sinanoğlu- Bye Bye Türkçe’yi okumanızı canı yürekten öneriyor. Hepinize esenlikler dileyerek huzurunuzdan çekiliyorum.

Bir sonraki yazıda görüşene kadar aeo.

-Beni özleyin anacım da desem mi?-

0 oyuncu online:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 

.

.

.

.

.

.