Ünzile Kaç Koyun Ediyor?

 23 Nisan 2012

 

23 Nisan Kutlu Olsun.

Yazıp gidebilirdim. Yeterince açıklayıcı bir gönderi olacağına inansam da konu hakkında yazmak istediğim birkaç satır olduğundan ve boşluğa konuşmak gibi de olsa konuşmak istediğimden oturdum, bilgisayarın başına.
 
Merhaba.
 
Günaydın/Tünaydın/İyi Akşamlar/İyi Geceler/İyi Sabahlar
 
Başlasak mı?
 
Herkesin salya sümük ağladığı filmlerden, sıkılmış bir surat ifadesiyle çıkan bir insanımdır ben. En bilinen örneği vermek gerekirse Titanik’in o meşhur sahnesinde hiç ağlamadım. Autumn İn New York, Sweet November tarzı filmler hiç üzmedi beni ama bir şehit annesinin ağzından çıkan tek kelimenin gecelerce rüyalarıma girdiğini, bir çocuğun ağzından dökülen tek cümleyle saatlerce ağladığımı bilirim.
 
Bugün 23 Nisan. Hiç neşe dolu değilim, kusura bakmasınlar. Tek avuntum bu defa elimde suçlayabileceğim birilerinin olması.
 
Bu sebepten yine başlarda uyarayım sizleri “Bugün 23 Nisaaan, ay çocukluğumu nasıl da özledim” gönderisi olmayacak bu. Gerektiğinde çocuklaşıyorum zaten, öldürmedim içimdeki çocuğu oralarda bir yerde duruyor hala. Her korku filmi izleyişimde, uçurtma görüşümde ya da lunaparkların önünden geçtiğimde ortaya çıkıp selamlıyor etrafı.
 
Atamızı ne kadar özlediğimi de yazmayacağım bugün.  Neyse.
 
Sabah evden çıktığımda koşarak karşıya geçen komşumuzun kızı Neşe neredeyse yere seriyordu beni, kuvveti karşısında şaşırdığımda da “Büyüdüm artık” dedi sırıtarak. 10 yaşındaydı ama büyümüştü. Onun çocuk yüzüne ve gözlerimi alan masumiyetine bakıp en az onun kadar kocaman bir sırıtışla karşıladım cümlesini. Öyle güzeldi ki o ismi gibi neşe içinde olan haliyle. Korkunç bir baş ağrısıyla mahvolan gecemi bile unuttum bakarken gülümsemesine, o kocaman gülümsedi. Ben de gülümsedim onunla, belki çocukları gerçekten çok sevdiğimden bilmiyorum ama ayrı bir hassaslaşıyorum konu onlar olunca.
 
O önümde, elinde bayrağıyla koştururken yavaş yavaş yürüdüm kaldırımda. Apartmanın önünde onu bekleyen arkadaşlarıyla buluştuğunda hoplayıp zıplayarak çığlık atmalarını gülen gözlerle izledim. Neşe ve arkadaşları koşturarak onları bekleyen arabaya doğru giderken, ben olduğum yerde dikilip okula giden çocuklara ve daha büyük çocuklara baktım bir süre. Kendi çocukluğumu izledim belki de, bilemiyorum.
 
Bu olayı bağlayacak bir hikaye yok elimde. Bazı çocuklar meydanlarda bayramlarını kutluyorken, diğerleri babaları yaşındaki adamın yanından kalkıp ona hizmet ediyor diye de başlamayacağım cümlelerime. Başlayamayacağım zira bu kadar sert bir girişle başlamak benim bile canımı sıkıyor.
Gerçekler çoğu zaman canımızı sıkıyor zaten.
 
3. dünya ülkesiyiz vs. de demeyeceğim. Ülkeyi, milleti kötülemeyeceğim, bunu bekleyenler de kusura bakmasınlar. Kimseyi kötülemek, yerden yere vurmak gibi bir amacım yok bu yazıda, sadece anlatmaya çalışacağım. Elimden geldiğince net bir şekilde, elimden geldiğince sade bir halde çünkü bahsedeceğim konu ilgilendiğimiz çoğu şeyden daha önemli.
 
Bu tarz konuların yazılmadığı bir blogda bunun ne işi var diyebilirsiniz, çok ısrar ederseniz konunun bir ucunu da bekarete, namusa ve hatta sekse bağlayabilirim. Benim midem bulanır, sizinkini de bulandırırım sorun değil. Sizden isteğim, bu yazı ne kadar kötü, dağınık ve hatta okunmayacak kadar berbat olsa da bunu okumanız ya da hepimizin elinin altında haşat olan Google’a girip “Çocuk Gelin” konusunu aratmanız.
 
Hatta aratmanıza bile gerek yok. Google, otomatik tamamlama zımbırtısı sayesinde durumun ne kadar kötü olduğunu bize zevkle gösteriyor. Çocuk yazıyorsunuz ve karşınıza benim şu an burada yazmak dahi istemediğim sonuçlar çıkıyor. Benim sorunum bu. İstersen sokağın ortasında seks yap umurumda olmaz ama çocukların kullanılması…
 
İşte burada sorun yaşıyoruz insanlarla. Sonra ben kaba, dinsiz, imansız vs. oluyorum. Sorun değil, ülke vatandaşlarının bir kısmının inandığı şeylere inanmamam beni onların gözünde dinsiz yapıyorsa bu gerçekten sorun değil. Çok dert etmem onların gözünde ne olduğumu ama size şunu söyleyebilirim canım gerçek Müslümanlar, canım dindarlar. Ben Kur’an-ı Kerim’i iki kere okudum. “Kız çocuklarınızı çocuk yaşta evlendirin” diye bir cümle görmedim. Gören varsa, ne olur söylesin bana da, sevmem ben bilmemeyi zira. Ne öğrenirsem kar.
 
Eskiden kız çocukları diri diri gömülüyormuş, diyor bazıları ben böyle konuştukça. Yaşadığına, onların da yaşadığına şükret der gibi. Bakıyorum, gülüyorum ağlayamadığımdan. Suratlarını dağıtmak yerine kasılan parmaklarımı ovuşturuyorum çoğu zaman. Boğazımda düğümlenen yumruyu yutmak adına yutkunuyorum ardı ardına. “Öldürün daha iyi” de diyemiyorum. Bakıyorum öyle. Doğru, kız çocuklarını diri diri “toprağa” gömmüyorlar artık.
 
Diri diri “yatağa” gömüyorlar. Üstlerine de “toprak” değil, “adam” atıyorlar. Oh ne güzel, değil mi? Hem de olgun!, işinin ehli. Herkes kendi işine baksın bundan sonra.
 
Ben 10 yaşındayken, arkadaşlarımla evcilik oynayıp çoğu zaman evin annesi oluyordum. Çok yakışıklı bir kocam olurdu mutlaka, beğendiğim sinema yıldızlarından birine benzerdi. Beraber çok mutlu olur, oyuncak dolabımda kaç tane bebeğim varsa o kadar bebek yapardık.
 
H. 10 yaşında, evli. Kocası çok yakışıklı değil ama en azından eti-kemiği var, benim hayali kocam gibi havadan ibaret değil. Benim bir sürü oyuncak bebeğim var, H.’nin yok. Olur kısa zamanda o da,  hem de canlı.
 
Ben bebeklerin erkekle kadın öpüşünce olduğunu sanırken o biliyor gerçeği, babası yaşında hatta babasından bile yaşlı olan bir adam sokuveriyor aletini içine her gece. Benim penis anlayışım yok o dönemlerde, varlığını biliyorum ama işlevinden emin değilim. Pipi gereksiz bence, görüntüsü de çirkin. Erkek yeğenim var ya, oradan biliyorum.
 
Babam kötü haberler izleyişinde beni koltuğunun altına çekip, alnıma bir öpücük kondurup, yeri geldiğinde “Dünyaları verseler değişmem kızıma” derken, H’nin babası şarkıdaki gibi onu birkaç koyuna satıyor, kendi yaşında hatta kendinden bile büyük olan bir adama. Amacı belki para, belki de kızının hayatını kurtarmak. Kim bilir?
 
H. bir insan. Hayal değil. H yaşıyor. Sadece doğuda da değil. Her yerde hatta belki burnunuzun dibindeki, bir adama bak bir de kadına dediğiniz genç kapı komşunuz.  Yaşlı adamın yanında, taş gibi kadın H.
 
Ben konuştukça, derdimi anlatmaya çalıştıkça dinden vurmaya çalışıyor beni insanlar ya da çok bildikleri tarihten. “Eskiden 10 yaşında evlenme çağına gelirmiş kızlar” diyorlar karşıma geçip. Hepsi çok zeki, hepsi çok bilgili ama hiçbiri Dünya Nüfusunun Tarihsel Artışı ve Yaş Ortalamasındaki Değişim hakkında tek kelime bilmiyorlar.  Ömür süresinin 40 yıl olduğu zamanlarda ben de evlenirdim 10 yaşında ne var? Beni alacak koca bulabilseydim, 10 tane çocuk bile yapardım nurtopu gibi. Derdimiz o değil.
 
Bilim insanlarının, insan ömrünü 100 yıla çekeceğiz diye bağırdığı yıllarda 10 yaşında evlendirilen çocuklar, benim derdim.
 
Benim derdim, pedofilinin evlilik kılıfıyla uluorta yaşanması.
 
Benim derdim, 10 küsür yıllık bir hayatın sonlandırılması.
 
Benim derdim hayatları boyunca mutlu olamayacak kadınlar. Mutsuz bir anneyle büyüyüp, mutsuz olacak çocuklar. O çocuklardan oluşacak bir gelecek.
 
Benim derdim yeni eğitim sistemi, benim derdim “aile içi şiddete son, kadına şiddete son” diye bağıran insanların buna dur diyememesi. Din, örf, töre diye pedofilinin açık açık yaşanması. Yaşlı adamların körpecik bedenlerin hayatına son vermesi.
 
Dur denmemesi.
 
Denememesi.
 
Benim derdim, oyuncak bebek yerine gerçek bebeklerle oynayan çocuklar, benim derdim daha kadının anlamını bile bilmeyenler zihinlerinin böyle korkunç bir gerçekle karşılaşması. Aşkı, aşkın güzelliklerini, bir erkeğin bir kadınla bir olduğu o an dünyada onlardan başka kimse kalmaması hissini hiç yaşayamamaları, çocuklarını içten bir şekilde sevememeleri, doğdukları an onlara verilen hakların ellerinden zorla alınması.
 
Hiç mutlu olamamaları.
 
Hiç aşık olamamaları.
 
Gülememeleri, ağlayamamaları, sevememeleri…
 
Yaşayamamaları.
 
Benim derdim, gözümüzün gördüğü, kulağımızın duyduğu ve elimizin erdiği bu gerçeğe “Dur” diyemememiz. Gözümüzü yummamız, kulağımızı tıkamamız ve ellerimizi çekmemiz.
5.5 milyon çocuğu öldürüp, üstüne özgürlükten, iyi bir gelecekten bahsetmemiz.
 
Birbiriyle uyuşmayan kanunlarımızı düzeltmeden 2023 diye konuşmamız, çocuklar kurban edilirken.
 
Benim derdim, 70 yaşında bir adam(!)la – 14 yaşında bir çocuğu nikahlayabilen imam.
 
Benim derdim, kız çocuğu dediğinin gözü açılmadan başını bağlayacaksın zihniyeti. Azıcık büyüyünce namusu gider, orospu olur başımıza mantığı.
 
Benim derdim, namus deyip ardından 12 yaşında çocuğu hamile bırakan insanlar.
 
Çocuk. Kadın. Kadın Çocuk.
 
Anne.
 
Çocuk Anne.
 
Çocuğun annesi çocuk.
Yaşadığımız ilde Güneydoğu’yu bilen kişiler var. Bunlarla bir kente gidiyorsun ve burada bu işleri ticaret gibi gören kişiler var. Onlar hangi evde nasıl kız var biliyor. Mesela köye gidiyorsun tüm köy kızları sıraya diziliyor. Sen içlerinden birini seçiyorsun. Sonra kızlar gidiyor. Bu kişiler size soruyor, hangisini beğendin diye. Sen de karar veriyorsun. Sonra fiyatları söyleniyor. Fiyatlar ise 1 ile 5 bin TL arasında değişiyor. Uygun olanı alıp geliyorsun. Kızların itiraz etme şansı hiç yok. Kimi zaman ailesi de sizinle geliyor.”
Bu açıdan bakmak ister misiniz?
“15 yaşında evlendim. Erkeklerin önünde ayağa kalkıldığını bilmiyordum. Bilmediğim için ilk tokadımı yedim. 16 yaşındayken oğlumu kucağıma aldım, 23 yaşındaydım eşim vefat etti.”
Peki buradan?
Babam öldüğünde 14 yaşındaydım. Amcalarım 2 bin 500 TL başlık parası karşılığı hiç görmediğim bir kişi ile evlendirdiler. Kocam öldü, 6 çocukla ortada kaldım. Bize Kaymakamlık ve hayırseverler baktı. Onlar da daha sonra ellerini çekti. Mecburen çareyi kuma olarak başkasıyla evlenmekte buldum.”
Din, örf, adet değil mi? Evet, harika. Devam edelim.
“Bizimkiler sürekli ‘Mürüvvetini görelim, elimiz ayağımız tutarken düğün dernek yapalım, torun sevmek istiyoruz’ diyorlar. Herkes torununu kucağına almak ister; ama kimse bana sormuyor, ben istiyor muyum diye? Daha çocuğum benden gelin olur mu, anne olur mu?
Bugün 23 Nisan, sevinin küçükler, ÖVÜNÜN büyükler.
6’ncı sınıftayken bir arkadaşımız vardı, derslerinde gayet de başarılıydı. Birkaç hafta okula gelmedi. Yanına gittiğimizde parmağındaki yüzüğü gösterdi. Çok üzüldük. Kendisi de istemiyordu ama ailesi 10 bin TL karşılığı kızlarını 70 yaşındaki bir adama satmıştı. 14 yaşındaydı. Birkaç sene sonra ailesini gördüm, “Kızımız ilk doğumunda çok kan kaybetti şu an ölüm döşeğinde” dediler. Ailesi o kadar pişmandı ki, anlatamam. O durumdan kurtuldu. Geçen sene de babası sürekli aramasına rağmen kız bir türlü telefonu açmıyordu. Merak edip yanına gittiğinde kızını dövülmüş bir şekilde sokağın ortasında buldu. Adamın kızı burada, tekrar evlendirmek istiyor.”
” Benim büyük hayallerim yoktu zaten, ama okuma yazma bilmeyi isterdim”
Bitti.
Ulusal Egemenlik Bayramımız Kutlu Olsun.

0 oyuncu online:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 

.

.

.

.

.

.